Ana Sayfa / Home Page

Yaşamak Ciddi Bir İştir

 

 

 

Oğul, herkesin ölümü, kendi renginedir. Düşmana düşmandır, dosta dost!

 

~ Mevlana ~

  

Ben ilkokuldayken apartmanımızda, gittiğim okulun lisesine giden bir abla vardı ve ben ona bakıp bakıp "Ben de bir gün liseli olabilecek miyim acaba?" derdim. Çünkü liseli olmak demek forma yerine etek bluz giymek, kitap ve defterleri ise okul çantası yerine elde taşımak demekti ki bu da o günlerde benim için çok uzak ve çok büyük bir şeydi. Şimdi, o yaşımın beş misli kadar yıl katetmiş durumdayım. Zaman çarkı artık hızlı ve tersine dönüyor. C. G. Jung'un tanımıyla, hayatım gün ortası doruğunu geçti ve ölüme meylediyor. 

 

Orta yaşı devirip yaşlanmaya doğru yol almaya başlayan insanlar arasında "Hayat o kadar kısa ve yalan ki hiçbir şeyi dert etmeye değmez," tarzı söylemlere sıkça rastlanır. Özellikle 40'lı yaşlar başladığında hepimiz bir anlam arayışına gireriz. Çünkü sahip olmayı istediğimiz ve sahip olunca da erişmiş olmanın hazzını duyacağımızı zannettiğimiz kazanımları gerçekleştirmişizdir. Bunlar bir iş, bir ev, bir eş, bir aile, bir banka hesabı vb. olabilir. Ama bunları elde edince hiç de beklediğimiz gibi bir duygu doldurmaz içimizi, boşlukta kalırız. Ya da o kadar çabalamaya rağmen bir türlü elde edememişizdir. Üstüne üstlük dehşetle farkederiz ki bir de 'ölümlü'yüzdür! Ya boşa harcadığımız yıllar ve yaptığımız hatalar? Onlar da acilen telafi edilmeyi beklemektedirler, çünkü az zaman kalmıştır. Sanki daha hiç yaşamaya başlayamadan ölüp gidecekmişiz gibi gelir ve hepimizi bir ölüm yani 'ölecek olma' korkusu sarar.

   

Bunun nedeni kendimize yaşamayı değil, arzu ettiğimiz şey her ne ise onu elde etmeyi hedef kılmış, şimdi ise o hedefi yitirmiş olmamızdır. Bu durumda ölümü ve ölümlü olmayı önünde sonunda yüzleşmemiz gereken temel gerçeklik olarak kabul etmenin ve kendimizi bu gerçekliğe teslim ederek aradığımız anlamın aslında yaşam sürecinin kendisi olduğunu, hedefin ise acısıyla tatlısıyla kendimizi geliştirerek yaşamak olduğunu keşfetmenin yolunu bulmak yerine ya depresyona girer ya da ölüm kutbunu inkâr etmeyi abartarak yaşam kutbunu aşırı yüceltiriz. Bize kendimizi genç hissettirecek, bizi ölüm fikrinden uzaklaştıracak ne varsa ona yöneliriz, genç bir sevgili, bir motosiklet, estetik ameliyat, antiaging vb. ve tüm enerjimizi gerçek anlamda yaşamaya harcamak yerine ölümü alt etmeye harcarız. Tabii beraberinde gelen söylemler de vardır: "Hayat zaten çok kısa, yaşa yaşayabildiğin kadar!" "Zaten şunun şurasında ne kaldı, ölüp gideceğiz, takma kafana bir şeyi!" "Ya, bak adam küt diye gitti, değer mi hayatı bu kadar ciddiye almaya?"

   

Hâlbuki yaşamak ciddi bir iştir ve bizim bu dünya üzerindeki yegâne işimizdir. Dolayısıyla zaman çarkının hareketinin hızlanışını farkedip hissettiğimiz ölüm korkusuna rağmen yaşamaktan vazgeçmememiz ve zamanı durdurmaya çalışmamamız gerekir. Çünkü bu işin üstesinden gelmeyi ve güzel bir günbatımı yaşamayı kendimize borçluyuzdur.

  

© Güneş İlhan, Ağustos 2008, İstanbul 

Rev. 16.01.2013

 

 

 

sembolizm@gmail.com

 

2008-2017, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu sitedeki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.