Ana Sayfa / Home Page

Kendi Ejderhamıza Meydan Okumak

 

Derler ki, dünya üzerinde insanların birbirlerinden nefret etmesini sağlamak için yeterince din var, 

ama sevmelerini sağlamak için yok.

 

~ Şeytan Çıkmazı (Angel Heart) filminden bir alıntı ~

 

 

            

"Saint George ve Ejderha" Paolo Uccello, 1458-1460 Musée Jacquemart-André Paris

             

  

İnsan Olmanın Kuralları'nın 8. maddesinde dediği gibi, "Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar. Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir. "

 

Bu nedenledir ki masallardaki ejderhalar zamanı geldiğinde prenslere ve prenseslere dönüşürler. Bu gelen zaman bizim kendimizle uzlaştığımız, yaşamı ve kendimizi iyisiyle kötüsüyle kabul ettiğimiz, kendimizi kurban konumuna sokmadığımız, ejderhanın gözlerine bakabildiğimiz, onun karşısına çıkabildiğimiz, ona meydan okuyabildiğimiz, kimi zaman onu öldürdüğümüz, kimi zaman da okşayabildiğimiz, ama bir şekilde onu bir prense ya da prensese dönüştürdüğümüz zamandır. Meydan okumak demek mutlaka olumsuz bir anlam, yani mutlaka karşımızdakini yok etmeyi içermez. Meydan okumak demek ölesiye korkmak, ama gene de cesaret göstermek, koşulsuz kabul etmek, (önce kendimizi) koşulsuz sevmeyi öğrenmek ve böylelikle karşımızdaki ejderhayı kendimiz için dönüştürmek, kendimizi dönüştürmek demektir. Bunu biz, günlük hayatımızdan çok basit bir örnekle, ölesiye korktuğumuz bir köpeği okşayarak da yaparız. Onu okşayınca eğer ruh hali çok bozuk bir köpek değilse, o bizi ısırmaz, aksine yalar. Ruh hali bozuksa da biz onu sevgi ile eğitebilir, ona güvenmeyi öğretebiliriz. Korkumuz karşılıklı kaybolur ve köpek bizim en sadık ve güvenilir dostumuz olur. Ya da sadece bizi yalar ve gider, ama biz korkumuzu reddetmemiş, korkumuza yaşam hakkı vermiş ve onu cesaretle kabullenerek üstesinden gelmiş oluruz.

 

Bir arkadaşım bir keresinde beni çok üzen bir konuda kendisine danıştığımda konuya bir başka bakış açısı getirebilmek için bana "her şey seninle ilgili değildir, o nedenle her şeyi sana yapılmış bir şey olarak algılama" demişti. O günden beri yüz yüze kaldığım olaylarda bu sözü ve Steven R. Covey'in "Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı" isimli kitabının girişinde anlattığı hikayeyi unutmamaya çalışıyorum. Kısaca aktaracak olursam, Covey bir gün metroda babalarıyla birlikte metroya kasırga gibi giren son derece gürültücü ve yaramaz çocuklara denk gelir. Herkes gibi Covey de çok sinirlenir ve adamdan çocuklarına hakim olmasını ister. Adamın cevabı ise "Haklısınız öyle yapmalıyım, ama hastaneden geliyoruz, anneleri bir saat önce öldü, ne düşüneceğimi bilmiyorum, galiba çocuklar da buna nasıl katlanacaklarını bilmiyorlar." olur.

 

Dolayısıyla bize kötü davranıldığını, dikkate alınmadığımızı, reddedildiğimizi, hakkımızın yendiğini veya gereken karşılığı görmediğimizi düşündüğümüzde bunun bizimle doğrudan ilgisi olup olmadığını, ortada bizim bir yansıtmamız olup olmadığını, bu davranışta bizim katkımızın ne olduğunu, bizim ve karşımızdakinin davranış güdülerimizdeki korku ve zayıflıkların neler olabileceğini sorguladığımız takdirde korkumuz azalmaz, hatta muhtemelen artar, ama buna rağmen ejderhaya meydan okumamız kolaylaşır. Kimbilir orada bizim için kendi mitolojimizin yazılacak hangi bölümü yatmaktadır. Biraz durup içimize kulak verecek olsak onu bulabiliriz.

 

Rainer Maria Rilke "Genç Şaire Mektupları"ndaki bir mektubunda şöyle yazmıştır:

"Dünyaya karşı güvensizlik duymak için bir nedenimiz yoktur, çünkü o bize karşı değildir. Korkular içeriyorsa onlar bizim korkularımızdır; uçurumlar varsa o uçurumlar bize aittirler; tehlikelerle karşılaşıyorsak onları sevmeye çalışmamız gerekir. Biz yaşamımıza, bize daima zordan yana olmamız gerektiğini öğütleyen o prensibe göre bir düzen verdiğimiz zaman, şu anda bize en yabancıymış görünen şeyler, en çok güvendiğimiz ve en vefalı bulduğumuz şeylere dönüşeceklerdir.

    

Tüm halkların başlangıç döneminde yer alan o eski mitleri, son anda prenseslere dönüşen ejderhaların konu edildiği o mitleri nasıl unutabiliriz? Belki yaşamımızdaki tüm ejderhalar bizim bir kere olsun nefaset ve cesaret ile harekete geçtiğimizi görmeyi bekleyen ejderha kılığına girmiş prenseslerdir de, bizi öyle gördüklerinde prenseslere dönüşeceklerdir. Belki yaşamızda bizi korkutan her şey aslında kendi derinliklerinde bizden yardım (sevgi) bekleyen çaresizlerdir."

 

Ülkemizde herkesin bir diğerini ejderha olarak gördüğü bu günlerde hikayeniz güzel, prensleriniz ve prensesleriniz bol olsun.

 

© Güneş İlhan, Nisan 2008, İstanbul

Rev. 16.01.2013

 

sembolizm@gmail.com

 

2008-2017, BARIŞ İLHAN YAYINEVİ

Bu sitedeki tüm yazıların yayın hakkı Barış İlhan Yayınevi'ne aittir. İzinsiz hiçbir alıntı yapılamaz ve kopya edilemez.